Gölgedeki Hançer…

HALİS TUNÇ

Tarih, 2011 yılı Haziran ayıydı. Harp Okulundan sınıf arkadaşım Ayhan Üstbaş’ın ismi Balyoz soruşturmalarında geçecekti. Ayhan, Batı Çalışma Grubunun faaliyetlerine iştirak etmekle itham edilmişti. Sınıf arkadaşım derken, sıradan sınıf arkadaşlarımdan biri değildi, can dostumdu Ayhan Üstbaş. Şu an anılarımı yazacak olsam, Ayhan’ın kaplayacağı çok sayfa olurdu. O seviyede dostluğumuz vardı.

Birlikte çok şey paylaşmıştık. Bizim gibi eşlerimiz (ilk ve ikinci eşiyle) de çok yakındı. İlk kızı kızım gibiydi. Gölcük’te eşinin dükkanının yanında eşim de dükkân açacak kadar yakındık can Ayhan’la. İlk eşinden ayrılmanın eşiğine geldiğinde çok dertleşmiş, onunla beraber üzülmüştüm. Nafakanın kendisine getireceği yükün altından nasıl kalkacağından bana endişeyle bahsederken, tereddütsüz birikimimi onunla paylaşabileceğimi teklif edecek kadar candı Ayhan. İstihbarat sınıfına girmem için yönlendirmesini, belki de sınıfa girişimde aracı olduğunu, akademiye girme düşüncem hiç olmamasına rağmen, kendi hazırlık kitaplarını göstererek beni iknaya çabaladığını, Ankara’ya tayinimiz çıktığında evine ilk misafir edenin o olduğunu düşenerek, samimiyetine inanacak kadar candı. Kurmaylığı kazanamadığı ve İngilizce çalışmadığı için yurtdışı görevine gidemediğinden yakınırken, kendisini kariyer için KOMKARSU sınavlarına ve İngilizce çalışmaya zorlayacak kadar benim için candı Ayhan.

Ankara’da evlerimizin aynı lojmanda olması, birbirini seven iki dost için paha biçilmez değerdeydi. Gerçi benim zemin kattaki lojmanıma göre Ayhan’ın 8’inci kattaki müthiş manzaralı lojmanı, genelde benim kendisine misafir olmamı sağlıyordu. Aslında misafir gibi de hissetmezdim kendimi. Gözü gibi baktığı akvaryumundaki balıkları gösterirken, her birine verdiği isimleri nazikçe söylerdi. Nazik biriydi Ayhan.

Boşanmıştı ilk eşinden ve tanıştığı ikinci eşinden heyecanla bahsedeceği ilk kişilerden biri olacak kadar candı Ayhan. İkinci eşinden olan küçük kızı İdil’i kucağıma alıp, oğlumun yanında kızım bilecek kadar bendi Ayhan. Kendisine suçu hiç konduramayarak haksızlıkla tutsak hayatı yaşadığına inandığım can Ayhan’ın “birileri için vebalı gibi benden ve ailemden uzak duruyorlar” siteminde bulunduğu mektubunu Yılmaz Özdil’in köşesinde okurken, dost bildiklerince nasıl yalnız bırakıldığını görerek üzülecek kadar yakın bulduğum, yokluğunda eşi ve küçük kızı ikinci evleri olan benim evimde sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar emanetimiz olacak kadar candı Ayhan.

Ayhan’ın tutukluyken hassaslaşmasının sebep olduğu bu terkedilmiş hissi oldukça normaldi. Fakat Silahlı Kuvvetler içerisinde Ergenekon/Balyoz/Casusluk/Fuhuş davalarından tutuklu asker aileleri için yapılan hummalı çalışmaları düşününce, bu hislerinin duygusallıktan kaynaklandığını söylemek yerinde olacaktır. Bu konuyu daha önceki detaylı işlediğim yazıma havale ediyorum. Bu kadar kolaylığa rağmen “Vebalı gibi” hissettiren Harp Okulu ve sonrasında samimi bildiği diğer arkadaşlarının vefasızlığından, kendisini ziyaretim sırasında bana yakınacak, bir daha onlarla görüşmeyeceğini söyleyecek kadar hüzünlüydü Ayhan. İçli biriydi Ayhan.

Ayhan duygusallıkla bunları söylerken, aslında kendisi içeri girinceye kadar, aynı kaderi yaşayanların kendisi hakkında aynı serzenişte bulunduklarından da habersizdi. Ankara’da bulunan 28’nci Tugay’daki Askeri Hapishanede can Ayhan’ı ziyarete gitmiştim. O zamanlar Ergenekon/Balyoz hükümlülerini ziyarette sınırlama olmadığı için aynı anda tutuklu herkesle görüşülebiliyordu. Ben de bundan istifadeyle Ayhan’dan 4 ay önce Şubat 2016’da tutuklanan, görevdeyken kendisinin amiri, benim de kıdemlim ve mesai arkadaşım, 15 Temmuz Vaka-i Şer sonrasında Tuğamiralliğe terfi şansı yakalayan Balyoz Davası hükümlüsü İstihbarat Albay Cemalettin Bozdağ’ın söyledikleri pek bir manidardı: Kendisine “Ayhan’ı ziyarete geldim, sizinle de görüşme fırsatı bulduğum için çok sevindim” dediğimde, bana “Eee Halis kimsenin garantisi yok, Ayhan’da tutuklamalar olurken bana, efenim ya bu Ergenekon/Balyoz konusundaki suçlamalar doğru gibi sanki, çok ciddi deliller var. Siz ne dersiniz? diye sormuştu. Bak şimdi ikimiz de buradayız. Kendine dikkat et Halis” cevabını verecekti.

Ayhan’ı hapse attıklarında, Deniz Kuvvetlerinde ben de dahil emeklilik hakkı dolanların dilekçelerini vermesini teklif edeceğim kadar candı benim için Ayhan. Fakat “Herkes istifa ederse zaten hükümetin istediği olacak” diyerek bu teklifime sıcak bakmayanlar şu an TSK’nın tasfiye sürecine imza atacaklarmış. İşte onu bilemedim. Ah be Ayhan vah be Ayhan!

Kabul ediyorum sen içerideyken ziyaretine 3 defa gelebildim. Çok defa ziyaret planı yapsam da Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak Komutan Oramiral Emin Murat Bilgel ve Kurmay Başkanı Koramiral Veysel Kösele ile bire bir çalışmam ve görevin niteliğinin Cumartesi, Pazar dahil sabah 04.30 akşam 08.30 mesaisini zorunlu kılması nedeniyle, ziyaretini istediğim sıklıkta gerçekleştiremedim. Şimdi düşündüğümde bunun bir mazeret olmadığını daha iyi anlıyorum. Ama metanetli, tereddütsüz senin yanında ve dik duran eşinin, seni her ziyareti sonrasında saatlerce konuşarak fiziki, sosyal ve moral durumun hakkındaki detayları takip edebiliyordum. Tutukluyken moralinin yüksek olduğunu gösteren yüksek lisans yapman, her gün yaptığın sporla eskisinden çok daha iyi fiziğe kavuşman, içerideki diğer tutuklularla zaman çizelgesi olmaksızın istediğiniz gibi sosyal ortam oluşturma imkanına sahip olman, istediğin gazete ve kitapları okuyabilmen, TV kanalını izleme imkânı bulabilmen beni mutlu ediyordu. İyi ki şimdilerde tutuklanmadın Ayhan. Hapishaneler artık işkence dilekçelerinin işleme konmadığı, hastaların tedavi edilmeyerek ölüme terkedildiği; senin gazetede yayınladığın kızına hasret içerikli yazındakinin çok ötesinde, bine yakın bebenin aileleriyle cezalandırıldığı, hücre cezalarının işkence maksadıyla kullanıldığı; tutukluları savunmak için yeminli avukatların etkin savunma yapması durumunda müvekkili ile aynı kaderle yüzleştiği işkence mezbahalarına dönmüş. Gazeteler, sen ve eşinin ve diğer tutuklu arkadaşlarının mektuplarını her gün sayfalarına taşırken, bugün bütün bir medya algı için kayıt altında olanları dahi tam tersi olmuş gibi sayfalarına taşıyarak; devlet eliyle önüne gelenin terörist diye ihbar edilmesine olanak sağlanan ihbar hatları kurularak; çoluk çocuk demeden insanların evlerinin kapılarının işaretlenmesi için televizyondan çağrılar yapılarak; insanlar açlık ve susuzluğa mahkum edilecek şekilde ambargo konarak, soykırımın bütün şartları uygulanıyor. Hiç tanıyamazsın Ayhan!

Bir yılı aşkın süre sonrasında eşinin bizimle irtibatını kesmesine anlam verememiştim. Ne kabahatimiz oldu diye çok üzülmüştüm. Sorduğumuzda ise kaçamak cevaplar vermesi kırıldığı bir şeyler olduğunu gösteriyordu. Sonra Harp Okulundan beri sevdiğim ve aramızda samimi hukukun olduğu şimdiki ABD Deniz Ataşesi Nazif Yarbay “Efenim sizin hakkınızda ileri geri konuşuyor. Neden ben hapisteyim de kurmay olan istihbaratçı Halis hapiste değil diyor” diye ziyarete gelen bazılarına söylediklerini iletince çok üzülsem de, can dostum Ayhan’ın bulunduğu ortam ve uğradığı haksızlığın kendisinde oluşturduğu psikolojiye vererek takılmamaya çalıştım. Ama insanız işte be Ayhan! Şu soruyu kendime sormaktan da edemedim. Kardeşten öte bilip can dediğin biri nasıl canını almak ister?

Hapishane içerisinde sizlere sağlanan TSK-NET imkanıyla kişisel verilere kolaylıkla erişerek, fişleme çalışmalarınızı yaptığınıza ilişkin söylentiler ayyuka çıkmıştı. Eşin bizimle arayı açmadan önce “Bizimkiler boş durmuyor. Saatlerce çalışıp şüphelendikleri kişilerin isim listesini yapıyor” demesini çok da yadırgamamıştım. Ne de olsa bana göre haksız olarak hapsedilmiş ve gazeteye düşen ifadesiyle “30 ay yattığı yetmiyormuş gibi, yaklaşık 10 yıl daha hapis yatacaktı” , bu kinle kim olsa faillerini bulmaya çalışırdı. 

Tutukluluğunun üzerinden 3 yıl geçer ve “Kınından Çıkmış Kılıç Gibi” olanlar tarafından zehirlenmiş gibidir artık Ayhan. Davalar sırasında çok büyük cesaret, dirayet, sadakat, vefakarlık örneği sergileyen ikinci eşinden de hapisten çıkınca ayrılmıştır artık. Can dediğim kişinin özel hayatı beni üzülecek kadar ilgilendirir. Ama kuruntu ve kinle veya bilerek veya bilmeden birilerinin oyuncağı olarak, benim canıma ve ailemin geleceğine kastediyorsan eğer, can Ayhan, benim de “can” dediğime bir serzenişim olacaktır doğal olarak.

2015 yılında, Ayhan’dan ayrılan ikinci eşinden bize hitaben yazılmış bir özür yazısı ulaşacaktı. Uzun uzadıya detaylardan ve özel konulardan bahseden bir gönderi olacaktı bu. Bu yazıdan önce sadece kulaktan dolma bilgi olan “Ergenekon ve Balyozcuların hapiste yaptıkları listeye benim ve birçok ismin bizzat, can Ayhan, senin tarafından eklendiği, eşinden ben ve belirlediğin isimlerden uzak durması istendiğinden bahsediyordu. Kızcağız da tam bu nedenle bizimle zorunlu olarak arayı açtığı, bizlerin AKP veya Gülencilerle yakından uzaktan ilgimizin olmadığını çok iyi bildiği, ama eski eşi Ayhan’ın telkinlerinin kurbanı olduğundan bahsediyordu. Can Ayhan’ın, kendisinin içeri atılmasından sorumlu tuttuklarından biri olduğumu söylüyor ve bütün yaptıklarından dolayı özür dileyerek, eskisi gibi gerçek dostluğumuzu talep ediyordu.” Yazılı Tango gönderisinde çok daha özel konular olmakla birlikte, Ayhan ve benimle ilgili kısım bahsimiz için kâfi. 

“Halis, bu dünya da ailemi emanet edeceğim birkaç kişiden birisin, kendi ailem de dahil dost bildiklerimin hepsi iyi gün dostuymuş, onlar sana emanet” diyen Ayhan’ım, eşinin de bana ilettiği “bir sorunum olursa Ayhan sadece sen ve …….’a bahsetmemi istedi” güvenine layık olmak için emanetin olan eşin ve çocuğunu ailemin parçası bilerek sahip çıkarken, sendeki bu keskin dönüşün hikmeti de buymuş demek ki, Ayhan. Halbuki ben Yunanistan’da görevdeyken, eşinden ayrıldığını bilmediğimden, hapishaneden çıkışı sonrasında geçmiş olsun demek için aradığımda, Ayhan yaşadıklarını biraz olsun unutur temennisiyle kendisini ailesiyle Yunanistan’a bile davet edecektim.
Ah be Ayhan Vah be Ayhan!

Ayhan’ın hayat sırlarının küpüydüm halbuki! Çanakkale, Gölcük, Ankara, uzun süreli kurslar derken hep beraberdik seninle, ailelerimiz bizden de samimiydi be Ayhan. Can Ayhan, canıma kastedeceğinden haberim olmadığı için söyleme fırsatı bulamamıştım. Vicdanına serzenişim şudur “Sen içerideyken hep şunu söyledim: Ayhan ile görev alanlarımız aynı, ne yaptıysa ben de aynı şeyleri yaptım. O ne kadar suçluysa ben de o kadar suçluyum. Onun tek şanssızlığı benden önce İstihbarat sınıfına geçmesi ve Donanmaya tayin olmasıdır”. Şunu da ilave edeyim be Ayhan’ım, ne sen ne de başkası hakkında üzülmek ve faydasına olacak şeyler dışında aleyhinde hiçbir girişimim ve söylemim olmadı.” Ama seni içeri de zehirlemişler be Ayhan’ım. Günahsızların katili yapmışlar. Bu kinle kendinizi emniyete alıp, bütün ülkeyi yakarsınız Ayhan’ım. Benim içim neden rahat biliyor musun Ayhan’ım, ben ülkem için çalışmaktan, doğru bildiğini söylemekten hiç dur olmadım.

Bu kadarla da kalmıyor yaptıklarınız Ayhan’ım. Yaptıklarınız diyorum, çünkü bundan sonrası için sen de onların bir parçasısın.

Tarih, 15 Temmuz 2016 Vaka-i Şer’den tam bir hafta öncesini gösterdiğinde, 6 subay hakkında İzmir Casusluk Davasında rol aldıkları iddiasıyla başlatılan dava günü “1995 Mezunlar Grubu”ndan ne paylaştığını hatırlıyor musun, Ayhan? Whatapp’ında vardır, olmazsa sınıfımızdaki diğer arkadaşlar göndersin, bulamazsan hatırlat gönderirim sana. “Hükümet düğmeye bastı önümüzdeki günlerde çok geniş çaplı operasyonlar olacak”. Oldu mu? Evet oldu, hatta geniş çaplı değil, TSK’yı bitirecek çapta oldu. Bunu da hazırladığınız listelerden biliyorsundur zaten, Ayhan’ım. Benimki de laf işte!

Ayhan’ım bir de “beni tasfiye edip, kritik kadrolara geldi demişsin”. Can dostum bu nokta da bir hatırlatma yapmam gerekiyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görev yaparken “çok yoğun ve artık kaldıramıyorum” diye yıllarca pasif göreve atama isteyip, sonunda isteyerek çok rahat göreve gitmedin mi? Sen kendini pasifize etmişken, ben seni ne diye tasfiye ettirip makamına göz dikeyim. İngilizce çalışmadığın için yurtdışına gidemiyorken, sana biraz çalış gidersin dediğimde; artık çalışmak istemediğinden bahsetmiyor muydun?

Ayhan’ım FETÖMETRE denen bir sistem yapmışsınız. Orada sana da etkin görev vermişler. Üsten kâğıdı bütün koyunca, kırpma makinası gibi çıkışta paramparça ediyormuş insanların hayatını. Ayhan, aslında senin de; KOMKARSU mezunu olmak, benim gibi yakın arkadaşının olması, istihbarat sınıfında olman derken suçun bayağı kabarık. Allah’tan Balyoz’dan yargılanman kurtarıyor kırpma makinasına girişini.

Can deyip canından etmek isteyenlerin hikayesidir bu. Hiç de belli etmemiştin be aslanım! En son duyduğuma göre Balyoz hükümlüsü Cemalettin albay gibi amiral olmayı planlıyormuşsun. Bu kadar etkin işler yürüttükten sonra yapılmalısın da! Şimdi bunu da, darbe öncesinde ve sonrasında buluşup karar aldığın sevgili sınıf arkadaşlarınla paylaşırsın.

Kal selametle Ayhan!

Bir sonraki yazımda Ergenekon, Balyoz, Casusluk ve Fuhuş gibi davalarda yargılananların, tutukluluk hallerinde basında paylaşılan yazılarını ve bugün neler yaptıklarını irdeleyeceğim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: